ÖĞRETMEN:
31 NUMARALI REKLAM ALANI
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'tan Önemli Açıklamalar
Gelecek hafta uyum eğitimi başlıyor. Tüm okullar da 9 Eylül’de ders başı yapıyor. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Hürriyet’e yeni eğitim yılı öncesi önemli açıklamalarda bulundu. Kayıtlar sırasında zorla bağışın mevzuata, eğitim bilimine, psikolojiye aykırı olduğunu, buna müsaade etmeyeceklerini söyleyen Selçuk, finansal sıkıntılarla kapanan özel okullar konusunda çalışma yürüttüklerini söyledi.

ÖNÜMÜZDEKİ hafta yeni öğretim yılı için uyum eğitimiyle ilk ders zili çalacak. 18 milyonu aşkın öğrenci ve 1 milyonun üzerinde öğretmen ders başı yapacak. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Hürriyet’e yeni eğitim yılı öncesi önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Selçuk, öğretmenler odasında yeni düzenlemeye gittiklerini belirtti. Okul kayıtları sırasında velilerden bağış adı altında istenen yüksek meblağdaki paralarla ilgili ise “Bu durum bütün mevzuata, eğitim bilimine, psikolojiye aykırı. Bizim böyle bir şeye müsaade etmemiz mümkün değil. Velilerimiz bağışa zorlanamaz, bu konuda esnekliğimiz yok” dedi. Bazı özel okulların finansal sıkıntılar nedeniyle kapanmasıyla ilgili, “Sıkıntı eğitimsel değil, finansal. Bazı düzenlemeler hazırladık, çalışmalar devam ediyor. Yeni açılacaklara yönelik teminat konusu da gündemde” diyen Bakan Selçuk’un açıklamaları şöyle:

ÖĞRETMENLER ODASINA YENİ DÜZENLEME
“Öğretmenlerimizin çalışma alanı olan öğretmenler odasıyla ilgili yeni düzenlemeler getirdik, çalışmaları yazın bitirdik. Öncelikle öğretmen ve yöneticilere bu konuyu sorduk. En rahat ettikleri ve ihtiyaçları olan ortamları hazırladık. İstanbul ve Ankara’da prototip öğretmen odaları oluşturduk. Pazartesi günü öğretmenlerimizin mesleki çalışma programının açılış konuşmasını bunlardan birinde yapacağım. Öğretmenlerimizin huzurlu, fonksiyonel bir ortamda olması gerekiyor. Bu modeli imkânlar çerçevesinde tüm Türkiye’ye yaygınlaştıracağız. Bir masa, koltuk dışında bilgisayarıyla çalışacağı, tek kişilik masa oluşturacağı, imkânı çerçevesinde bir köşede çiçek, bir köşede kuş ya da evcil hayvanın yaşayabileceği köşeler olsun istiyoruz. Mikrodalga fırında yemeği ısıtacak, rahat edecekleri bir ortam hazırlayacağız.

ŞİKÂYETLERİ İNCELİYORUZ
55 bin okulumuz var. Bize gelen şikâyetlerle ilgili hızla gerekli işlemleri başlatıyoruz. ‘Özel sınıf’ açmayla ilgili 40 okulda sıkıntı yaşandığı tespit edildi. Gelen tüm şikâyetleri taramaya devam ediyoruz. Ancak bütün okullarda ‘özel sınıf’ açılıyor gibi bir izlenim oluşturuluyor. Bu diğer okulları töhmet altında bırakıyor. Hangi okulda ne sorun varsa bunu çözelim, yokmuş gibi davranmayalım. Bu durum bütün yasal mevzuata, eğitim bilimine, psikolojiye aykırı. Bizim böyle bir şeye müsaade etmemiz asla mümkün değil. Bir iyileştirme yapacaksak tüm öğrencilere yapmalıyız. Bu konuyla ilgili görevden alma, soruşturma, çeşitli ceza verme süreçleri devam ediyor. Hiçbir esnekliğimiz yok, konu çok net.


OKULLARIN BAĞIŞINI MERKEZDEN GÖRÜYORUZ
Bağış konusunda da bir okulun eğitimsel imkânlarını, fiziksel ortamlarını iyileştirme çabasına dayalı olarak okul aile birliği bir çalışma yapıyorsa mevzuata uygun ve doğal. Ama zorlama varsa buna müsaade etmeyiz, kabul edeceğimiz bir şey değil. Bu veliyi zorlayarak yapılan bir iş değil. Bazı velilerimiz kendileri makbuz karşılığında bu bağışı yapabilir. Biz hangi okulun aile birliğine kaç kuruş yattıysa bunu merkezden görüyoruz. Elimizde bu konuda yazılım var. Türkiye’nin her okulunda kesilen makbuzları, okulların yıllık gelirini biliyoruz. Hangi okula yüksek, hangisine düşük bağış yapılmış görüyoruz. Bütün bunların önüne geçmek amacıyla okullara öğrenci başına ödenek vermek için bir matris oluşturduk. Okulların imkân endeksini çıkardık. Hangi okula öğrenci başına ne kadar verileceğini belirledik. İmkânı düşük olan okulun öğrenci başına alacağı ödenek daha yüksek olacak. Önümüzdeki yıllarda imkânlar dahilinde bunu uygularsak okullar da veliler de rahatlayacak.” 

ÖZEL OKULLARLA İLGİLİ TEDBİRLER ALIYORUZ
ÖZEL okulların finansal olarak yaşadığı sıkıntı Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetim alanı dışında bir konu. Bizler okulun eğitim-öğretimini denetlemekle sorumluyuz. Finans, nakit akışını denetlemekle ilgili düzenlemeleri de ilgili kurumlarla çalışıyoruz. Zaten şu anda yaşanan sıkıntı da finansal, eğitimsel değil. Bazı okulların bankaya ve kamu kurumlarına borcu olabiliyor. Biz sıkıntıda olanlarla ilgili bazı adımlar attık, görüşmeler yaptık. Ancak erken kayıtta para toplayıp bu parayı başka yerlere aktaranlar var. Bir düzenleme üzerinde çalışıyoruz. Elimizde hazır taslak var. Kamuoyunun da gündeminde olan okulları mercek altına aldık. Eğitim ve öğretim sürecinin aksamaması için gerekli işlemleri yapacağız. Hastane açılırken bölgedeki yatak sayısına bakılıyor ama okul açılırken de bunlara dikkat etmemiz gerek. Hormonlu büyümeye fırsat vermeyeceğiz özel okullarda. Bu anlamda düzenlemeyi kısa süre içinde yapacağız.

ÖĞRETMEN VE MÜDÜR ALIM SINAVINI ÖSYM YAPSIN
BİR akademisyen, özel sektör ve bürokrasi deneyimi olan biri olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’nın iş ve işleyişi konusunda en önemli sıkıntım uluslararası standartlara uygun veri temelli bir altyapının yeterince güçlü olmaması ve inovatif alanlarda yeterli sayıda insan kaynağı bulamamak. Kamuda 657 sayılı kanun çerçevesinde sınırlı bir hareket alanı var. Buna rağmen ekip arkadaşlarımız canla başla işlerini yürütüyor. Bu nedenle süreci olumlu değerlendiriyorum. Hep birlikte ‘ülke ödevi’ yapıyoruz. Ülke ve memleket ödevi yaparken toplumun mutabakatı çok önemli, bu olmazsa milli benlik, milli şuur oluşmaz. Özellikle ekonomide dışsal müdahaleler de yaşıyoruz. Bu durumda mutabakat daha çok önem taşıyor. Darbe döneminde devletimiz bir varlık-yokluk sorunu yaşadı ve olağanüstü uygulamaları mecburen yaptık. Şimdi normalleşme, ehliyete, liyakate müracaat zamanı. O yüzden yaptığımız tüm iş ve işlemleri objektif yapmaya gayret ediyoruz. O nedenle öğretmen ve müdür alım sınavını ÖSYM yapsın istiyoruz. Elbette hatalarımız var. Ancak istikamet ve niyet olarak ehliyetin peşindeyiz. Objektif olup güven oluşturmaya çaba gösteriyoruz.”

HİZMET İÇİ EĞİTİM DAHA AKTİF OLACAK
ÖĞRETMENLERİMİZİN mesleki çalışma programlarında yeni bir yaklaşım sergilemeye çalışıyoruz. Yüz binlerce öğretmenimiz kendi istedikleri konularda okul dışında takım çalışmasıyla diledikleri eğitimi alacak. Matematikte yeni eğilimler, STEM, oryantiring, masal anlatıcılığı, drama, sanat ve estetik üzerine çalışmalar da yapacaklar. Öğretmenlerin farklı alanlarda, istedikleri ve beğendikleri tarzdaki eğitimlerin arttırılması için çalışıyoruz. Seminer dönemlerinde okullar kapandıktan sonra bir an önce tatile çıkma, yorgunluğun alameti olarak bazı uygulama sıkıntıları yaşanabiliyordu. Biz de öğretmenleri dinlendire dinlendire bu programları gerçekleştirmekten yanayız. Stanford ve Hacettepe üniversiteleriyle işbirliği içinde tasarım odaklı düşünme eğitimi veriyoruz. Bazı öğretmenlerimizi İngilizce için İngiltere’ye, Arapça için Katar’a, Fransızca için Fransa’ya, Almanca için Almanya’ya gönderiyoruz. Eğitim fakülteleriyle de çalışıyoruz.

FİZİK, MATEMATİK, KİMYA DERSLERİNE AKADEMİSYEN
TÜRKİYE’de sembol olan bazı öğretim üyeleri ve kişiler var. Bu değerli bilim insanlarının ve örnek şahsiyetlerin özellikle fen ve sosyal bilimler liselerinde haftada 2-3 saat derse girmelerini, rol modeli olarak okullarda olmasını istiyoruz. Akademisyenlerin öğretmenler odasında öğretmenlerle sohbet etmesi, her hafta söyleşilerle öğrencilerimizin gelecek hedeflerine yön vermesi önemli. Okullarımızda sosyalleşme atmosferi oluşturmak istiyoruz. Şimdi büyükşehirlerde başlayacak, sonra bütün illere yaygınlaştıracağız. Bu kişiler yıl boyu haftada en az bir gün okullarda olacak.”

BİRAZ DAHA SABIR
BÜTÜN toplumun mutabakatını alarak yürümeye çalışıyoruz. Bazen yeterli içerik oluşturamadığımız için yanlış anlaşılıyoruz. Örneğin ortaöğretim tasarımımızda, ‘tarih zorunlu ders olmaktan çıkarıldı, matematik seçmeli ders oldu’ gibi yanlış bir algı oluştu. Bunlar bizim iletişimde yaşadığımız sorunlardan kaynaklandı, düzeltmemiz gerekiyor. Tarih zorunlu ders. Matematik seçmeli değil. Seçmeli derslerle ilgili toplum endişelenmesin. Toplumumuzun değerlerini dikkate alan bir yaklaşım ortaya koyuyoruz. Bu konuyla ilgili 100’ün üzerinde kurumdan, STK’dan, üniversiteden aldığımız geri bildirim var. Bugün ilkokul 1’e başlayan çocuk, 2040’ta iş hayatına atılacak. Bizim onu neye hazırladığımız tablosunu önüne koymamız lazım.

ANTRENMANLAR DERS OLARAK GÖRÜLECEK
2020-2021’den itibaren ilkokul, ortaokul ve lisede yeni paradigmaya bağlı yaklaşım olacak, mevcut orta ve ilkokul programında ders çizelgesi değiştiğinde öğleden sonraları, atölye saatleri biçiminde düzenlenecek. Bu saatlerde, sanatsal, sportif etkinlikler de yapılacak. Saat 15.00’ten sonra milli sporcu olan öğrencimiz aktivitesini ders olarak saydırabilecek, atölye kapsamında olacak. Türkiye’de sınavdan birkaç sene önce hazırlıklar başladığı için sporcu, sanatçı yetişmiyor. Yeni yaklaşımın başlayacağı dönemde kurs antrenmanına giden sporcu bunu dersten saydırabilecek, başarı ortalamalarında dikkate alınacak. Sanat ve müzikle uğraşanlar için de aynısı uygulanacak. Öğrencilerin okul dışı faaliyetleri de başarı ortalamalarında etkili olacak.

ASIL AYRILIK KAYGISI VELİLERDE VAR
BİZ okula uyumu bu sene iki güne indirdik. Geçen yıl öğretmenlerden gelen geri bildirimler beş günün fazla olduğunu gösteriyor. Çocuğun iki günde tamamen uyum sağlamasını beklememiz mümkün değil. O süreç biraz daha devam edecek. Burada önemli olan velilerin tepkisi ve duruşu. Bir çocukla anne-babanın iki türlü ilişkisi var: Bağlılık veya bağımlılık. Çocuk size bağlı ise güzel bir bağ kurmuşsunuz demek, bağımlı ise psikolojik müdahale söz konusu olabilir. Annelerin özellikle onların, çocuğun bağımsızlığı üzerinden bir taktik geliştirmesine ihtiyaç var. O yüzden de muhakkak süratte ayrılmayı hızlandırmaları, öğretmenleri otorite olarak çocukla buluşturmaları, daha sonraki gün ve haftalarda sürekli çocuğun yanına gelip uzaktan yakından bakıp onun bağımsızlaşmasını sürekli engelleyen tutumlardan kaçınmaları gerekiyor. İlkokul 4’e kadar okula gelip, öğle teneffüslerinde çocuğuna kaşıkla yemek yedirenler oluyor. Bu bir annenin çocuğuna vereceği en büyük zararlardan biri. Ailenin öğretmenlere güvenmesi lazım.

ÇOCUKLARA ŞEFKAT VE MERHAMET GÖSTERİN
HER insan anne-babasının rızasını almak ister. Öğretmenlik de çocuğun rızasının alınması gereken bir meslek. Önemli olan iz bırakan bir öğretmen olmak veya olmamak. Öğretmenlerimiz özellikle okula yeni başlayan çocuklarımıza yegâne ihtiyaçları olan şefkat ve merhameti göstersin. Bilimsel bilgi veya teknik yöntem vs. bunlar hep ikinci planda kalıyor. Çocuk şefkati, merhameti hissettiğinde arkasına yaslanarak oturmaya başlıyor. Eğer bazı çocuklar ayrılık kaygısı yaşarsa zaten rehber öğretmenlerimiz, okuldaki ekibimiz yardımcı oluyor. Özellikle ayrılık kaygısı yaşayan çocuklarımız için hazırladığımız broşürler, metinler, kitapçıklar var.

Nuran ÇAKMAKÇI
HÜRRİYET




2019 Eylül Seminer
Raporları İçinTIKLAYINIZ
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
ALİ ÇELİK 3 hafta önce

hi̇ç vergi̇ di̇li̇mi̇,3600 ek gösterge gi̇bi̇ haklardan bahsedi̇lmedi̇.

Misafir Avatar
Ogretmen 3 hafta önce

Önce öğretmene insanca yaşayacağı ve toplumda saygı duyulacak bir maaş verin.mikrodalgada ısıtmak için yemek nerde.sayın bakan gerçeklere gelin.bu laflara öğretmenin karnı tok artık.

Ders Dışı Eğitim Çalışmaları (Egzersiz...
Ders Dışı Eğitim Çalışmaları

Haberi Oku